Birçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfte beyan buyrulduğu üzere İslâm ahlâkını, edep, hayâ, iffet, sabır, şükür, rızâ, merhamet, şefkat, affedebilmek, doğruluk, vefâ, muhabbet, cömertlik ve emsâli nice kalbî meziyetler teşkil eder.

Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v) bir hadîs-i şerîflerinde buyurmuşlardır ki:

“Cibrîl bana Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu söyledi: «Bu dîn (yani İslâm), Zâtım için seçip râzı olduğum bir dîndir. Ona ancak cömertlik ve güzel ahlâk yakışır. Müslüman olarak yaşadığınız müddetçe, onu bu iki hasletle yüceltiniz!»” (Heysemî, VIII, 20; Ali el-Müttakî, Kenz, VI, 392)

Görüldüğü üzere güzel ahlâk, dînî yaşayışta böylesine hayâtî bir ehemmiyeti hâizdir.

Öte yandan Cenâb-ı Hakk’ın bizlere üsve-i hasene, yani en güzel örnek şahsiyet olarak armağan ettiği Hazret-i Peygamber (s.a.v) Efendimiz:

“Ben başka bir maksatla değil, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”[1] buyurarak, vazîfesinin temel hikmetini ifâde etmiş ve güzel ahlâkın ehemmiyetini vurgulamıştır. Gerçekten de Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’in bütün hâlleri, her bakımdan zirve örnekler, hasletler ve güzellikler meşheridir. Öyle ki, Cenâb-ı Hak:

(Ey Resûlüm!) Hiç şüphesiz ki Sen, yüce bir ahlâk üzeresin!” (el-Kalem, 4) buyurarak bu hakîkati te’yîd etmiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cenâb-ı Hakk’ın, kullarında tecellî eden bir sanat hârikasıdır. Zira O, en alt tabakadan en üst tabakaya kadar bütün topluma en güzel misaldir. 1400 sene evvelinden kıyâmete kadar gelecek bütün insanlık, her türlü problemini O’nun nebevî hayatında çözerek huzura kavuşabilir.N